Flying Spoon Kurucu Ortağı Olcayto Cengiz ile Oyunlaştırma Röportajımız

1-) Öncelikle kitabımız için söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Olcayto Cengiz’i kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz? Aldığınız eğitim, çalıştığınız firma ve projeler, hobileriniz…

Nazik davetiniz için ben teşekkür ederim, bu kitabın bir parçasında yer almak asıl benim için bir gurur vesilesi olacak. Eğitim hayatım boyunca çalışkan bir tiptim diyebilirim. “İnek” değildim ama bir buzağı olduğum gerçekti. Eğitim hayatımla ilgili en gurur duyduğum konu ise Kabataş Erkek Lisesi mezunu olmamdır. Sonrasında üniversite biraz kararsızlıklarla dolu geçti, Biyoloji, Güzel Sanatlar, İktisat ve tekrar Biyoloji şeklinde hiç sınıfta kalmadan 10 yıl üniversite okumayı başardım. 1996 senesinde ise reklamcılığa başladım. İrili ufaklı pek çok reklam ajansından sonra 2014 yılında katıldığım, Türkiye’nin reklam okulu diyebileceğim ve en önemli kariyer gururlarımdan birisi olan Manajans/JWT bünyesinde 2 sene yaratıcı yönetmen olarak çalıştıktan sonra da 2016 itibariyle Berlin’e taşınarak son birkaç senedir özel ilgi alanıma giren “ürün geliştirme” ve “deneyimsel pazarlama” tarafına geçtim.
Çalışmaktan geri kalan zamanda hobilerim ile uğraşmayı seviyorum. Gitar çalmak, Medium’a yazılar yazmak, Lego yapmak gibi hobilerim var…demek isterdim. Aslında yalan değil ancak son 5 yılıma damgasını vuran bir tane hobim var ki adı da “Rüzgar”. Boş zamanlarımın tamamını oğlum Rüzgar’la ortak hobiler yaratarak geçirmeye bayılıyorum. Şu aralar ortak hobimiz ise Almanca. Onu bile evde oyunlaştırma haline getirmeye çalışıyoruz.

2-) Oyunlaştırma kelimesini ilk ne zaman duydunuz? Ne zamandan beri oyunlaştırma ile ilgileniyorsunuz? Son dönemlerde sizce neden bu kadar popüler oldu?

Oooo, açıkçası zamanını söyleyemem ama çok oldu. Biz eskiden AD&D oynardık. Dungeons and Dragons. Böyle zar atmalı, kararter yaratmalı. Hatta sonra uzun süre onun süper kahraman versiyonunu oynadık. Kafanın başka dünyaya gittiği, başka hikayelerin senin hikayen olduğu nefis anlar. İş olarak, açıkçası ben “gamification” yani oyunlaştırma kelimesinin popülerliğinin öncesinden; “advergame” denildiği zamanlardan ilgiliyim konuya. Hatta kişisel olarak bakacak olursanız; aklımın erdiği ilk andan beri aslında ilgiliyim oyunlaştırmayla, ve iddia ediyorum her insanoğlu da aynı şekilde ilgili. Size fazla iddialı geldiyse bu söylediğim, hemen 4 kelime ilse ispatlayayım; “Aç ağzını uçak geliyor”.

Oyunlaştırma insanın DNA’sında olan bir konu. Biz her şeyi oyunlaştırırız. Küçüklükten başlar. Yemek yeme, tuvalete gitme, ilaç içme. Ispanak yiyerek çelik gibi kollarımız olacağına inandık, Popeye yani Temel Reis aslında bir ıspanak markasının reklam karakteri iken… Düşünün ki insanın en baz ihtiyacı ve en ilgisini çeken konu cinselliktir ve yatakta “fantazi” dediğimiz şey de bir tür oyunlaştırma değil mi?

Popülerliğini de açıkçası biraz hayatın teknolojik anlamda tüketim oranlarını geçmesine bağlıyorum. Yani arz talep dengesi tamamen kaydı gitti, talepten çok bir arz var ve en önemlisi bu hızlı tüketim çağında artık tüketici üstünde etkileşim sağlamak deveye hendek atlatmaktan daha zor bir hale geldi ve bu otonom tüketim ile çok kıymetli bir konu gümbürtüye gitmeye başladı: Deneyim. Oyunlar ise doğasındaki meydan okuma dürtüsü sebebiyle hızlı etkileşim, yaşattığı duygu durum sebebiyle de deneyimi doğal olarak bünyesinde barındırıyor. Pazarlamacılar “Eee, sosyal medya da bitti” dediler ve bir anda yaştan ve SES gruplarından bağımsız herkesin buluştuğu oyunları farketmiş oldular.

3-) Oyun ve oyunlaştırma birbirine çok karıştırılan konsept ve terimler. Benzer bir çok terimde aynı anlamdan kullanılmakta. En basit ve temel anlamda siz nasıl ayrıştırıyorsunuz?

Herkesin bir fikri olabilir bu konuda ama bence “oyun” aslında bir araç. Yani “tool”. Hikayeye eşlik eden, hikayenin en güzel biçimde anlatılmasını sağlayan. Oyunlaştırma dediğimiz de bu aracı kullanarak yapılan iletişim/etkileşim. Örnek vermem gerekirse; biz aldığımız bir brief doğrultusunda markanın talebini marka stratejisi ve hedef kitlesi ile örtüşecek şekilde hikayeleştirip oyunlaştırarak bir kampanya ya da iletişim platformu haline getirebiliyoruz. Bakın, oyunlaştırma kelimesini cümle içinde kullandım, nasıl da bir anda hepimiz anladık değil mi?

4-) Bir önce çalıştığınız şirket olan Gamewheel ile Almanya’da geniş kitlelelere ulaşan ve çok yenilikçi içinde de bol bol oyun düşüncesi olan bir iletişim kampanyaları hayata geçirdiniz. Bu süreçten,deneyimlerinizden biraz bahsedermisiniz?

Gamewheel ile birlikte 2016-2017 yılları içinde oluşturduğumuz örnek kampanyaların hepsi gamewheel.com adresinde görülebilir. Biraz bahsetmek gerekirse fark yaratan bir işimizden bahsetmek isterim. Burger King ile bir Halloween kampanyası yaptık örneğin. Tüm Almanya’da geçerli olan bir kampanya oldu. Burger King için özel 3 aşamalı bir oyun yaptık. Oyunu Burger King Almanya uygulamasının içine koyduk. Kullanıcılar uygulama içinden oyunun ilk seviyesini (yeşil) oynayabiliyor, en yüksek skoru yapabilmek adına oynamaları gereken kırmızı ve siyah seviyeler için Burger King’in Halloween’e özel çıkardığı kırmızı ve siyah Whopper®’ları almaları gerekiyordu.

Pakette bulunan QR kodu oyun içinde okuttuklarında seviye otomatik olarak açılıyordu. Karışık gerçeklik (Mixed Reality) kapmanyası olarak sosyal medya fenomenlerinden mağaza içi etkileşimlere kadar çok bacaklı bir kampanya idi. Aşağıda kampanyanın genel tanıtımını ve rakamlarını içeren case study videosunu izleyebilirsiniz :

Örnek birkaç oyun demosunu bu adresten oynayabilirsiniz: http://demo.gamewheel.com/cases/BK_AW/

5- ) Gamewheel’deki tecrübelerinizle şimdi ‘Content’ ve ‘Engagment’ yani içerik ve etkileşim odaklı bir iletişim ajansı kurdunuz. Bu ajansın hikayesi ve hedeflerinden de biraz bahsedermisiniz?

Gamewheel benim için çok önemli bir deneyimdi. “Gamification” kavramı ve nasıl lanse edilmesi gerektiğine dair, markaların asıl beklentilerine yönelik çok ciddi tecrübeler edindim. Fakat bir süre sonra işin içeriği konusunda bazı fikir ayrılıklarımız oldu ve bir anlamda Gamewheel’i yaratan ekiple beraber yolumuza kendi inandığımız şekilde devam etmeye karar verdik. Çünkü biz oyunlaştırmanın basit bir pazarlama enstrümanından daha fazlası olduğuna inanıyorduk. En başta size bir örnek vermiştim, “Aç ağzını uçak geliyor” diyerek bir kaşığın nasıl bir uçak olarak konumlandırılabileceğinden bahsettim. İşte biz bu güce inandık. Bu gücün sadece pazarlama ya da satış alanında değil, satış elemanlarını eğitimi, iç iletişimdeki eksikliklerin tamamlanabilmesi gibi pek çok konuyu değiştirebileceğine kısacası o kaşığın uçacağına bütün kalbimizle inandık. O kadar inandık ki, Gamewheel de CPO olarak kurucu ortaklardan birisi olan Christian Bittler ile birlikte adımızla da bunu tescilledik ve 2017 yazında “Flying Spoon”u kurduk.

Flying Spoon; Gamewheel bünyesinde yaptığımız ve yapamadığımız her şeyi barındıran bir yapı. Şu anda üstünde çalıştığımız birkaç işten bahsederek aslında özetleyebilirim sanırım. Büyük bir süpermarket zincirinin loyalty card’ı için bir oyunlaştırma kampanyası hayata geçiriyoruz, 6 hafta sürecek. Diğer taraftan çok büyük bir bankanın sigorta ürünü için tüm Almanya genelinde kullanacağı ve hem müşterilerini hem de satış elemanlarını eğiteceği ve bilgi sahibi olacağı bir oyunlaştırılmış platform aynı anda yazılıyor. İsviçre’de bulunan çok büyük bir data merkezi için bilinirliği artırmak üzere direct mailing ve sosyal medya üzerinden ilerleyen ve sonrasında fiziki olarak gerçek dünyada hayata geçecek bir oyunlaştırılmış kampanya da üretim hattına girmiş durumda. Anlayacağınız biz diyoruz ki, “Bize ihtiyacınızı söyleyin, biz size hikayenizi verelim.”
Hedeflerimiz var tabi ki ama burada onları tek tek yazmak şu an için anlamsız. Fakat benim reklamcı köklerim ve Christian’ın oyun tasarımcısı köklerinin birleşimi sonucunda çok nadir bulunan bir şey yakaladığımıza inancımız tam. Bu yüzden koyacağımız hedeflerin de gerçekleşecek olanlardan daha kısa kalma ihtimali yüksek.

6-) Günlük hayatınızda hangi oyunlaştırılmış uygulamaları kullanıyorsunuz?

Oğlumu kullanıyorum! Şakası bir yana, son dönemde Google’ın Local Guides programına dahil oldum, onu severek kullanıyorum. Bunun dışında hayatımda öylesine baskın ki oyunlaştırma, artı bir uygulamaya gitmiyorum. Ancak hayatın kendini oyunlaştırmak gibi bir derdim var anladığınız üzere. Evde almanca öğrenmek için kelimeleri post-it’lere yazıp ilgili eşyaların üstüne yapıştırıyorduk. Sonra bunlara renk kodu verdik. Sonra bunları karıştırmaya başladık, doğrusunu bulup doğru yere götüren 1 puan alıyor gibi.Böyle yazınca biraz kafadan çatlak gibi görünüyorum evet ben de farkettim 🙂

7-) Oyunlaştırmanın geleceğinde neler ön görüyorsunuz? Sizce ne gibi deneyimler bizi bekliyor? Ve özellikle hangi sektöre odaklanılacak?

Sanal gerçeklik(VR), artırılmış gerçeklik(AR) ve karışık gerçeklik(MR) alanları belirleyici olacak bu çok net. Gerek oyunlar, gerek oyunlaştırma bu alana kayacak. Biz işin hikaye anlatıcılığı kısmına çok önem veriyoruz. Dolayısıyla da belirli bir hikayesi olan her marka sektör bağımsız bu trende yerini alabilecek. Bir de bizim çok inandığımız başka bir nokta, “Connected World”. Ve özellikle “Connected cars”. Internet artık sadece cebimizde ya da bilgisayarımızda olmaktan çıkıyor ve bu da bize inanılmaz fırsatlar sunuyor. Flying Spoon’da sadece bu konulara hazır olmak adına çalışan bir ekibimiz bile bulunuyor. Çünkü benim çok inandığım bir laf vardır, “Şans, hazır olanın yanındadır”.

8 -) Stanford Uni. ‘den BJ Fogg sorduğum bir soru vardı insan davranışlarını en hızlı değiştirecek telefondan sonraki cihazın çok büyük ihtimalle Akıllı Ev sistemleri – Amazon Echo – gibi olacağını söyledi. Oyunlaştırmanın da burada verilen feedbackleri takip etmek için motivasyonda kullanılabileceğini söylemişti, çünkü AI sistemi de sadece bilgi üzerine kurulu insan motivasyonu değil. Sizce oyunlaştırmanın geleceğinde AI için entegrasyonu için ne düşünüyorsunuz?

Teknolojik olarak önümüzde tek engel dokunmak, yani bilgi için fiziki olarak “dürtme” kaldı gibi gözüküyor. Sesle kumanda yıllarca teknolojinin son noktası olarak beynimize kodlanmış durumda. HAL’de psikopat bir bilgisayar, KITT’de ukala bir otomobil, JARVIS’de ise gerçek anlamda bir yardımcı olarak karşımıza çıktı. Mark Zuckerberg’in de bu konuda yaptığı çalışmalar ve evinde kullandığı kendi JARVIS’ine dair bilgiler geçtiğimiz aylarda açığa çıktı. Bu sesle ya da hareketle kumanda edebilme özgürlüğü yukarıda bahsettiğim “connected” dünya ile birleştiğinde işin renginin çok değişeceği aşikar.

Şu anda Siri, Echo, Cortana ya da Jarvis gibi sistemleri yani AI’yı oyunlaştırmak bizim iş listemizde bulunuyor. Yalnız bu konuya dikkatli eğilmek gerektiğine inanıyorum zira tüm bu sistemler şu anda tek bir şeye odaklı: Bilgiye en hızlı şekilde ulaşmak. Örneğin ben evimde uzun zamandır “Ok, Google” hizmetini kullanıyorum. İş öyle bir hal aldı ki 2 gün önce oğlum gelip bana bir şarkı mırıldandı, “Baba bu hangi şarkı?” diye sordu. Bilmediğimi söyleyince de cevabı yapıştırdı “Ok Google’a sorsana?”

Bu yüzden şu anda bilgiye ulaşma yolculuğunda süreci gamify edip araya katmanlar eklemek mantıklı olmaz. Ha kullanıma bağlı bir oyunlaştırma süreci yazılabilir, işte günde bu kadar kullandı, şu zaman aralığında kullanı o zaman “Earlybird” badge’i verelim, o kategoride skor toplasın vb. gibi çözümler sunulabilir. Ama bence bu doğru yol olmayacaktır.

Biz Flying Spoon’da işi tamamen çocuklara ve sürecin “learnification” kısmına odaklanmayı planlıyoruz. Sürekli söylediğim gibi “Bir süreç varsa, orada oyunlaştırmadan söz edebiliriz”. Öğrenmek de süreçlerin en güzeli, en süreni. Başlangıçta çocuklara bir şeyleri öğretmek adına sonrasında ise yaş grubunu daha yukarı çekip yine eğitim anlamında bir takım projelerimiz var üstünde çalıştığımız. Daha fazla konuşturmayın beni yoksa fatura kesmem gerekir 🙂

9-)Son olarak ilk Türkçe Oyunlaştırma kaynağımız olan blogumuz ve kitabımız hakkında neler düşünüyorsunuz, bize önerileriniz ne olur?

Ercan Altuğ Yılmaz’ın bu konudaki birikimi ve tecrübesi ortada. Odaya girdiğinde ayağa kalkar ceketimi iliklerim. Bu yüzden bilgilerini bizlerle paylaşması çok ama çok kıymetli. Kitabın içeriği günümüz şartlarında çıktığı anda geçmişte kalmaya mahkum bir konu gibi dursa da; anlatılanların özünü anladığınızda ne kadar zamandan bağımsız bir kitap olduğu ortaya çıkıyor.

Tek bir önerim var, “Daha çok yaz, daha çok anlat Altuğ!”

İletişim :

Olcayto@flyingspoon.de
Olcayto@gmail.com
Twitter.com/@OlcaytoCengiz

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *