Gamfed Türkiye Kitap Kulübü Yazdı – BİR DÜNYA SEMBOLÜ OLARAK OYUN

.

.

.

.

.

“Ey çocukluk saatleri,

Figürlerin arkasında geçmişimiz yoktu yalnızca,

Gelecek değildi yalnız önümüzde olan

Büyümesine büyüdük, zorladık kimi zaman kendimizi büyümeye

Birazda onların büyümüşlükten başka şeyi olmayanların hatırı için

Ama kendi başımıza gittiğimiz zamanlar 

Sevip oyalanırdık kalıcı olanla

 Evren ve oyuncak arasındaki uzayda dururduk

 Başlangıçlardan beri arık bir olay için kurulmuş bir yerde” 

                                                                                                (Rilke IV. Duino Ağıtı)

Aristoteles hepimizin “Eudaimonia”ya yani yaşamlarımızın yolunda gitmesini istediğimize inanır. Oyun oynama, bu arayış çölünde vardığımız bir mutluluk vahasıdır. Yaşamın gidişine ve huzursuz dinamiğine, şüphe uyandırılıcılığına rağmen sakin bir şimdiki zaman ve kanaatkâr bir anlama sahiptir.

Peki oyun bir dinlenme, kafa dağıtma, boş vakit değerlendirme olarak sınırlandırılabilir mi? Kitabın en ilginç kısımlarından biri yazarın “oyun” ile “yaşam” arasındaki ilişkiyi “uyku” ile “uyanma” arasındaki ilişkiye benzetmesidir. Fink’e göre oyun bir “dinlenme, kafa dağıtma ve keyifli vakit geçirme” yöntemi olmakla beraber içinde ciddiyet ve sorumluluk taşıyan bir yaşam etkinliği olarak karşımıza çıkar.

Evet, oyun dinlendirici bir moladır. Ara verip tatile çıkmaktır hatta bu yönleri ile “iş ve oyun”, “oyun ve yaşam ciddiyeti” gibi popüler karşı tezlerle çerçevelenir. Bu nedenle derinliği anlaşılamaz.  Oyun ayrıca bir tamamlamadır, bütünleyicidir. Fink, günümüzde oyun oynamanın öneminin vurgulanmasındaki en mühim nedenlerden birinin; modern iş dünyasının gülümsemeyi unutturduğu yetişkinlerin adeta hasta olan ruhlarını tedavi edebilmesi olduğunu belirtmiştir.

Her oyunda, en sıradan vakit geçirme etkinliğinde bile, kurgusal bir unsur vardır. Günlük hayatımızda yaşadığımız gergin ve stresli dönemleri “buruk haftalar” olarak adlandıran yazar, oyun oynadığımız zamanları da “şen bayramlar” olarak nitelendirmiş ve oyunun sınırlı da olsa insan hayatında meşru bir yer edindiğini belirtmiştir. Çocuk için oyun tıkır tıkır işleyen bir varoluş sahası iken yetişkinlerde neden sert ve haşin kırılmalara dönüşür? Çocuklukta oynanan oyun  yetişkinlikte oynanan oyuna kıyasla daha zararsız, gizemlidir. Çünkü çocuk maskenin ayartıcılığını bilmez, masumane oynar. Aksine yetişkinler ciddi işlerinde, namus ve şerefinde, iktidarlarında birçok gizli kapaklı sahte oyun sergiler.

Dünya kendi başına, anlamsız, temelsiz ve bir amaçtan yoksundur. Bu nedenle, tüm insan yaşamı “dünyevi” veya dünya odaklı olduğu sürece, insan varlığının hayati bir karşılığıdır. Gündelik hayatımızda “oyun” diye adlandırdığımız ve ciddi yaşam alanlarının karşısına küçümseyici bir tezat diye çıkardığımız şey, eski bir asliyetin batık bir biçimidir.

Fink’e göre antik tanrılarda ve hayvanlarda görülen “oyun” kavramı ile “insani oyun” kavramları kıyaslandığında, insani oyun kavramının özgün anlam ve içeriği ortaya çıkmaktadır.

İnsan “haz” duygusunu yaşamına entegre edebilen bir canlı olduğu için oyundan haz alarak yaşamakta ve oyunun içinde akışta kalmayı başardığında dünyevi olarak adlandırılan pek çok sorundan uzaklaşabilmektedir.

Yazar, insani oyunun esasen dünya-içi olduğunu ancak hüküm sürüşle ilgisi olmadığını belirtir. İnsani oyun; dünya-içi bir var olanın geçici dünya-içi faaliyet tarzıdır. İnsani oyun, dünya ile toplumsal olarak var olan bir ilişkinin özel ve özgül bir biçimidir. Son anlama bakıldığında ise, oyunda neredeyse pagan bir kayıtsızlık vardır ve gizemli zevk hakimdir.

Bir Dünya Sembolü Olarak Oyun’da yazar şöyle der: Oyun oynama, daima insanın herhangi bir dünya-içi davranışından, faaliyetinden, eylemde oluşundan fazlasıdır.

Oyun başladığında oyunun cezbedici gücüne kapıldığımız zaman yaratıcılığı hissederiz. Oyun oynama, bir tür hayale dalmadır, uyanıkken görülen rüyadır. Bir başka deyişle,  görünüşün sihirli boyutunda sonlu bir yaratıcılıktır.

Gamfed Kitap Kulübü

3+